Huzurun Sokağı

Siz hiç, kuşların cıvıl cıvıl öttüğü, insanlara bir şeyler anlatmak istediği bir yerde oturdunuz mu?

Oturmuşsunuzdur.

Güvercin, serçe vs. değil, kanarya ve bülbülden bahsediyorum…

Çeyrek asırlık ömrümde, sayısız kere girdiğim sokak, son bir hafta içinde başka bir şey artık benim için.

Bir sanat galerisi, bir kaç çay ocağı, bir kaç antika dükkanı, eski taş binalarla çevrelenmiş küçük sokak, son zamanlarda huzura kavuştuğum yegane yer oldu benim için.

Kimileri, ikindi vakti huzur bulur, kimileri deniz kenarında… Meraklanmayın, onları da denedim elbet. Ama bu sokak başka.

İnsanlarla, hiç olmadığım kadar iç içeyim. Onlara daha çok yaklaşabiliyor, anlayabiliyorum. Ama anlamadığım bir şey oldu bugün. Hemen anlatayım…

Yan çay ocağında kağıt oynuyordu iki ihtiyar. İhtiyar dediğime bakmayın, taşı sıksa suyunu çıkaracak 45-50 yaşlarında herifler… Birbirlerinin annesine küfür ediyor.

Şaşırmayın. Oluyor… Hatta replikler aynen şöyle:

– Hilesiz oynasana o… çociği!

– Sanane anasını s….

– Ahahahaha.

– Bak bir de gülüyor ibine.

Şaşkın şaşkın baktığınızı hissedebiliyorum. Niçin küfür eder  -insan insana demiyorum-  bir arkadaş başka bir arkadaşının kutsalına sayın okuyan?

Samimiyetten mi? Ah, yapmayın; böyle samimiyet mi olur! Böyle arkadaşlık mı olur!

Çok etkilendiğim ve benim için milat niteliği taşıyan bir filmin efsane bir sahnesinde, arkadaşlığın karşılıklı, açık sözlü ve yalansız olanı için canını verebileceğini söyler karakter. Ama ekler; “Arkadaşlık, hassaslık ve incelik isteyen bir iştir. Öyle kabalığa, özensizliğe alaycılığa gelmez!”

Arkadaşlık desen değil, samimiyet desen değil olsa olsa hödüklük bunlarınki.

Bülbüllerimin ve kanaryalarımın eşsiz cıvıltıları ile güzelleşen sokak, böyle hödüklerin varlığıyla çekilmez olabiliyor bazen. Ama “…olsun. Güneş gene de ısıtıyor kemiklerimizi.”… Kimse bozamaz huzurumuzu, enfes bir uyum yakaladık onlarla. Ben çayımı yudumladığım sırada, onlarda başlıyorlar susmamacasına cıvıldamaya.

Fakat…

O da ne!

Tesbihlerin, yüzüklerin,köstekli saatlerin, gözlüklerin birbiri üzerine bindiği, estetiklikten uzak mı uzak antika dükkanından biri çıkıyor; uzun boylu, çelimsiz, kambur… Tüm kötü niyeti yüzünden oknuyor, mutsuzluk saçıyor o güzelim huzur sokağıma. Ama en kötüsü de kuşlarıma doğru ilerliyor…

Aman Tanrım!

Aldı kuşlarımı, tozların hapsettiği o pis dükkana götürdü, acımasızca. Ayırdı bizi…

Rengarenk sokağı, griye boyadı bir anda.

Bana da, kalkıp gitmek kaldı huzur sokağımdan gözüm kararırcasına.

Mehmet AMAN

29.06.2015 / 17.50

Continue Reading