Bir Süleyman Seba Anısı…

Başlık biraz ağır. “Hadi ulan oradan! Senin Süleyman Seba ile nasıl bir anın olabilir ki?” diyebilecek bir çok arkadaşım olacaktır ki merak etmeyin o dört başı mağrur, dik duruşunu çıplak gözle göremeyenlerden biriyim ben de.

Peki gerçekten ben Süleyman Seba ile ne yaşamış olabilirim?

*

Ben daha doğmadan Seba, Beşiktaş’a başkan olmuş, onu ayağa kaldırmış, Beşiktaşlı babaların doğacak evlatlarına “Metin”, “Ali”, “Feyyaz”, “Mehmet” gibi adları koymalarına vesile olacaktı. Beşiktaş’ın “Efsane Başkan”ı olarak anılmaya hak kazandığı yıllarda sağ olsun babam da “Şifo Mehmet”i çok sevdiğinden, dedemin de adının Mehmet olması dolayısıyla bir taşla iki kuş vurmuş ve adımı Mehmet koymuştu. Çok geçmeden babam da diğer dedem de “Şifo’m” olarak seslenmeye başlamışlar. Babam o derece Beşiktaşlıyken benim de bu duruma kayıtsız kalmam pek beklenemezdi. Bu sayede “Oğluma olan borcumsun…” şiarı bizim ailede de devam etmiş oluyordu.

10 yaşındayım, yıl 2000. O dönem “TeleOn” yeni çıkmış, Türkiye 1. Futbol Ligi “TeleOn”dan yayınlanıyordu. Daha önce “Cine5”te idi maçlar. Babama yalvarıyordum “Alalım şu TeleOn’u, kahveye gitmeyelim.” diye. Nuh diyordu peygamber demiyordu. Kahvede maç izlemekten aldığı keyfi sanırım hiçbir zaman anlatamam. 

Bir gün yine bir Beşiktaş maçı. Tuttu elimden babam: “Haydi  maça.” Kahve yolu görünmüştü… O sigara dumanı altında maç izlemek ne kadar keyifli olabilirdi bir çocuk için? Hiç itiraz etmeden tutardım elinden düşerdik kahve yollarına… Çünkü istisnasız her kahvede gazoz vardı, babamı gazoz içmek için kandırabilirdim. Gazozla birlikte haşlama nohut satan amcalar da gelirdi kahveye. Ve tabii ki Beşiktaş’ın gol atma ihtimali… “Hep şu kahvede maç izlerdik.” diyemem. Çünkü bir çok kez mahalle değiştirmenin verdiği mesafe sorununu yaşardık. Ve kahvede oluşabilecek herhangi bir nahoş durum bir daha o kahvenin önünüden geçmeyi dahi haram kılardı. Hangi maç olduğunu hatırlamıyorum… Beşiktaş o dönemlerde kötüydü. Seba, Beşiktaş’ı üzmemek için son hamlelerini yapmıştı. Hep bir “Tamam şu maçtan sonra her şey düzelecek.” deniyordu kahve sohbetlerinde. Ama düzelmiyordu, “N’olacak bu Beşiktaş’ın hali?” ne yeniden evriliyordu sohbet… İşte o gün, o kahvede, o maçta şu sloganlar atılıyordu: “Ahmet Dursun, Seba gitsin!”

Kahvede homurdanmalar başladı. “Baba ne diyorlar?” dedim, “Seba’yı istemiyorlar oğlum.” dedi. “Neden?” dedim, içinde bir çok cümle barındıran bir ifadeyle “E işte… Takım kötü, ondan.” dedi, “Sen istiyor musun?” dedim, “Ben ister miyim oğlum!” dedi. Babam Seba’nın gitmesinden yana değildi öyle ki onu çok seviyordu. Rakı masalarında Seba’dan söz açıp teybe onun da en sevdiği parça olan “Eski Dostlar”ı çaldırırdı. Nasıl isterdi gitmesini? 

Fakat kahve ikiye bölünmüştü. Bir kısım “Yeter be ihtiyar! Siktir git artık, düş yakamızdan!”, “Amına koydun takımın, yeter, git!” diye stattakilere eşlik ediyordu. Bir kısım da Seba’yı istemeyenleri kast ederek “Şerefsiz bunlar ya!”, “Kimin köpeğisiniz orospu çocukları!”, “Seba’ya küfretmeyin ulan!” diye tüm benliklerini ortaya koyarak bağırıyorlardı. Bense olayları anlamaya çalışıyordum. Ne oluyordu? “Bunlar Beşiktaşlı, şunlar da Beşiktaşlı ama neredeyse birbirlerini dövecekler.” diyordum içimden… Kahvede sinirler iyice gerilmişti. Seba’yı istemeyen taraftan bir amca “Orospu çocuğu” lafına alınmış, çıldırmıştı. “Kim ulan anama küfreden it!” diye bağırıyor, sandalyelere vuruyor, iki üç kişi onu zor tutuyordu. Babam baktı olmayacak, tuttu elimden, evin yoluna koyulduk. Daha önce her maç sonrası eve giderken maç analizi yapardık ama o gece eve gidene kadar tek kelime konuşmadık. Eve gidince de…

O geceden kısa bir süre sonra Seba Beşiktaş’ı şu sözlerle bırakmıştı:

“… Değerli Üyeler,

On altı yol boyunca, üzerime gelen okyanus dalgalarının bende yaratmış olduğu hüznü, genel kurulunuzun sessiz ve sakin sahilinde sizlerle paylaşmaya çalıştım. Bunca sene boyunca, bana göstermiş olduğunuz sabır, anlayış, hoşgörü ve desteğe tekrar tekrar teşekkür ediyorum. 1984 yılında, ilk defa huzurlarınıza çıktığımda, kongre konuşmamın başında söylemiş olduğum sözleri hatırlatmak istiyorum:

‘Herkesi her zaman için aldatabilirsiniz, bazı kişileri her zaman aldatabilirsiniz ama herkesi her zaman aldatamazsınız.’

Ben kimseyi hayatım boyunca aldatmadım!

1984 yılında huzurlarınıza hangi heyecan ve duygularla gelmişsem, bu gün de huzurlarınızda aynı heyecan ve duygularla başım dik, gönlüm rahat ve huzur içerisinde sizlere veda ediyorum.”

Bu anları televizyondan izlerken, daha önce hiç yaşamadığım ölüm sessizliğini yaşadım ve ilk defa babamın gözlerinin dolduğunu gördüm. 

O gün çok küçüktüm. Şimdi her şeyin farkındayım Başkan. O günden bugüne hiçbir şey değişmedi. Beşiktaş’ı menfaatsiz sevenler bir tarafta, menfaatçiler yine bir tarafta. Seni o gün yıpratanlar da aynı, bugün üzerinden prim yapanlar da, seni sömürenler de…

Ama bu kavga alnımıza yazılmış.

Senden bize kalan en önemli vasiyet Beşiktaş’ın üzülmemesi hem de “Beşiktaşlılık Duruşu”, “Süleyman Abi” diye ortalığın tozunu dumanını attıranların üzmemesi…

Velhasıl, rahat uyu Başkan. Ucundan kıyısından böyle bir anım var seninli naçizhane, kabul et…

Dostların unutulmuş ama sen unutulmayacaksın Başkan…

 

Continue Reading

Eren’e Ağıt

Eren’e Ağıt
bülbüller sustu
son günün şafağında
güneş doğmak bilmedi
maçka ovasına bir daha
başım çevirir bakaram
karaları bağlar bağlar babam
Eren deyi deyi ağlar
                         ağlar anam
 
hava puslu
ortalık hain ordusu
karadenize bile ulaştı itin kurşunu
bitmedi puştun kahpe pususu
başım çevirir bakaram
karaları bağlar bağlar babam
Eren deyi deyi ağlar
                         ağlar anam
 
dinle Eren
dinle cennetten
kulak ver bu sese derinden gelen
haykırıyor milyonlarca vatan evladı 
                         yürekten
                                 yürekten
“iyi ki varsın
iyi ki varsın Eren”
Continue Reading

OLACAK İŞ DEĞİL!

Bu yazı, öfke yazısıdır. Çevreye verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilemiyorum. 

Beşiktaşlılıktan ziyade, bir futbolsever olarak öfkem hududunu aştı, aştı, aştı. Hoş olmayan cümleler kurmak istememekle birlikte sıcağına sıcağına bir şeyler karalamak istedim.

2016 -2017 Turgay Şeren Sezonunun şampiyonu Beşiktaş ile 2016-2017 Ziraat Türkiye Kupasının sahibi Atiker Konyaspor, Turkcell Süper Kupa müsabakasında kozlarını paylaştı ve Atiker Konyaspor Beşiktaş’ı 2-1 mağlup ederek kupanın sahibi oldu.

Bu kadar.
 
trftr
 

Kusura bakmayın ama şu maçtan sonra “futbol” konuşmanın zamanı değil.

OLACAK İŞ DEĞİL! (Dikkat! Bu cümle içerisinde tüm sinkaflı küfürleri barındırmaktadır!)
 
Eski Spor Bakanından yeni Spor Bakanına, yalaka, tasmalı gazetecilerden sokaktaki sığ vatandaşa kadar herkes, aylardır yeni yapılan spor tesislerini öve öve bitiremiyor. Cumhurbaşkanımız eski futbolcuymuş da, spora ve sporcuya çok değer veriyormuş da, dünyanın hiçbir yerinde devlet bu kadar stat yapmıyormuş da, kulüpler ve taraftarları kıymetini bilmeliymiş de…
 
Hadi oradan!
 
Cumhurbaşkanı baktı ki tribünlerde yandaşı az, “Biraz da oralara çalışmalı!” dedi ve işe koyuldu. Konyaspor, Osmanlıspor, Kasımpaşa… Hepsi birer proje!
 
*
 
Passolig denen zırva hayatımıza gireli 3-4 yıl oldu. Passolig’i halka duyururken “sporda şiddeti önlemek” cümlesi öne sürülürken şiddeti önlemenin hikaye olduğu, yandaş şirketlerin rant uğruna futbolu kullandığı ve tribünlerde muhalif sesi susturmak olduğu besbelli ortadaydı.
 
20664607_470805829956077_306838102547577441_n
Yıl 2017 ve ben bu fotoğrafı görmek istemiyorum. Ben, çocuğumla maç izlemek istiyorum. Kardeşimle, kız arkadaşımla, küçük kuzenlerimle maç izlemek istiyorum. İnsanlar çocuklarıyla, hiçbir tehlike altında olmadan, rahatça maç izlemeli. Sahaya giren futboldan bihaber, hamasi siyasi sloganlarla doldurulan, beyinleri uyuşturulan yobaz gericilerin saldırılarına maruz kalmalalı. BIRAKILMAMALI.
 
pankart4 gün önce Medipol Başakşehir maçında Recep Tayyip Erdoğan’lı “Başkomutan” pankartı dalgalandırıldı. Bugün Samsun’da, Mustafa Kemal Atatürk’ün bu vatan topraklarını kurtarmak için mücadeleyi başlattığı şehirde “Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa” pankartı stada alınmadı. Ama “Bugün tüm stadlarda maalesef İzmir Marşı söyleniyor, Konya hariç.” diyen gerici meczup “şeref tribünü”nde!
 
Maç başlar başlamaz sahaya atılan ses bombaları, meşaleler… 

İzlediğiniz 45 saniyenin 90 dakika boyunca sürdüğünü düşünün. O derece ciddiydi. Yeni Türkiye ile övünenlerin gurur duyacağı bu tablodan ben Eski Türkiye taraftarı olarak gurur duymuyorum. Çünkü bu işin oluru şu: Meşaleler atılır, anons yaptırılır. Bir kez daha olursa yine anons yaptırılır. Baktın olmuyor, hakem heyeti sahadan çekilir, soyunma odasına gider. Maç ertelenir ya da tatil edilir. Eski Türkiye’de bunlar oluyordu. “Lanet olsun kupasına da maçına da, insanlara zarar gelmesin.” şiarı vardı eskisinde Türkiye’nin, yenisinde eser yok. Öyle ki sahaya giren bir caniden mi yoksa tribünden mi atıldığı belli olmayan bir “kelebek bıçak” hakeme gösteriliyor, hakem efendi sanki o “silah” hiç kendisine verilmemiş gibi oyunu devam ettiriyor. OLACAK İŞ DEĞİL! (Dikkat! Bu cümle de içerisinde tüm sinkaflı küfürleri barındırmaktadır!)
 
 

 
Ercan Taner bu durumu şöyle yorumluyor:
 
Bu akşamki maç şampiyonlar ligi veya milli maç
olsaydı kesinlikle tatil edilirdi…

Artık siz de takdir edersiniz ki normal bir ülkede maçın çoktan ertelenmesi veya tatil edilmesi gerekiyordu. Maç devam etti, Konyaspor kazandığı penaltı ile kupanın sahibi oldu. Fırat Aydınus’un maçın bitiş düdüğünü üflemesiyle tüm Tükiye şu görüntüyle baş başa kaldı:

 

Zvonimir Boban'ı Hırvatistan'da "ilah" yapan tekme
Zvonimir Boban’ı Hırvatistan’da “ilah” yapan tekme

Aklıma Yugoslavya’nın dağılmasıyla sonuçlanan savaşın başlamasının en önemli etmenlerinden sayılan Dinamo Zagreb (Hırvatistan) – Kızılyıldız (Sırbistan) maçı aklıma geldi… Trabzonsporda oynarken, Trabzonspor dergisine savaşı anlatan Cale, şunları kaleme almıştı: “Maçta polis ile yaşanan atışmalar kavgaya dönüştü. Kızılyıldızlı taraftarlar, Dinamo Zagreb taraftarlarına küfür etmeye başladılar. Karşılıklı tribünlerde oturan taraftarlar tahrik olunca, aradaki bariyerler kırılarak aşılmaya çalışıldı. Güvenlik güçlerinin çoğu o gün Sırplardan oluşuyordu ve kalabalık Zagrebliler, sahaya girmeyi başarmıştı. Doğal olarak da Sırp polisler ve Hırvat taraftarlar arasında büyük bir kavga çıkmıştı. Polis, Dinamo Zagreb taraftarlarına saldırırken, futbolcuları da büyük öfke kaplamıştı. En çok öfkelenen efsane futbolcu Boban, bir anda öne atlayarak Sırp polise tekme ve yumruk attı. Boban’ın bu hareketi onu Hırvatistan’da ilah durumuna getirdi.”

Bugün, siyasi ve sportif gerginliklerin had safhada olduğu bu ortamda Beşiktaş tribünlerinden toplu bir karşılık verme durumunda Tanrı korusun neler olurdu, hiç düşündünüz mü?

Nasıl bir felaket atlattığımızın farkında mısınız?

Hepimiz şu soruyu soruyoruz: O kadar meşale, ses bombası, bıçak.. İçeriye nasıl girdi?

cagdas-sevinc

Çağdaş Sevinç ve bir çok gazetecinin yerinden aktardığı bu bilgiler ışığında: Ey TFF! X-Ray cihazı nasıl kaldırılır? İnsanlar nasıl aranmadan stada alınır? 

Maç sonu yayıncı kuruluşta yalakalığını bir gram esirgemeyen Alp Pehlivan “Bugün herkes üzerine düşen görevi yaptı.” diyor. Bu cümleleri nasıl kurabiliyorsunuz, hiç mi vicdanınız incinmiyor?

Ayıptır, ayıp!

*

En büyük teşekkürü Mehmet Demirkol hak ediyor. 

Yukarıdaki tivitten de anlaşılacağı gibi, çöp konteynırından hallice bir durumda olan Türk spor medyasındaki çiçeklerden bir tanesi Mehmet Demirkol. Öyle ki maç sonu yaşananlara en büyük tepkiyi veren oydu:

“İnsanların stadlarda söylediği şarkı türkülerle ilgileneceğinize stada giren kelebek bıçakla ilgilenin.” (NTVSPOR, 6 Ağustos 2017)

Velhasıl kelam, Passolig denen saçmalığın bir an önce kaldırılması, var olan güvenlik önlemlerinin hakkınca yerine getirilmesi, başkanların yöneticilerin siyasilerin ortamı germemesi artık farz olmuştur. Yoksa bu görüntüleri bu yıl çok izleyeceğiz. Ve bu böyle devam ederse geri dönüşü olmayan bir yola girilmesi an meselesi… 

Ve…

Bu ses hiçbir zaman kısıl(a)mayacak…

Continue Reading